HUKUK SİSTEMİ: AZALAN İSLAMİ HASSASİYETLERİN SEBEBİ

Her insanın fıtratı ve yaratılışı ayrıdır. Hiçbir insan bir konu hakkında başka birisini düşündüğünün bire bir aynısını düşünemez en fazla yakınını düşünebilir. Zaten bizi de insan yapıp hayvanlardan ayıran özelliğimizdir düşünmek. İnsanlar birbirleri ile konular hakkında az çok aynı düşünse de ayrıldıkları noktalarda barizdir. İşte bu düşünce olarak ortak değer ve yargılara sahip insan toplulukları bir arada yaşarlarken herkesin farklı düşünmesinden dolaylı olaylar karşısındaki karışıklıkları çözebilmek için bir araya geldiler ve bir anlaşma yaptılar. Bu anlaşmanın adı devletti. Devlet insanların hassasiyetlerine göre bazı ortak kuralları bir araya getirdi. Amaç düzeni sağlamaktı. Devletin ortaya koyduğu bu kurallar bütünü ise hukuktu.

 

Hukuk, kişiler arasındaki anlaşmazlıkları çözen bir kurumdur. Hukuk kuralları, toplumda alışagelmiş, örf, adet, töre, din ve ahlak kurallarının zamanla bir hukuk normu haline gelmesi ile ortaya çıkman kurallardır. Yani hukuk toplum ahlakı ve yaşayışına uygun çözüm yollarıdır.

 

Bir Türk’ün hukuk kuralları nasıl olmalıdır?

 

Elbette Türk Törelerine uygun olmalıdır. Bozkır Töresi ne ise hukuk sistemi ona göre inşa edilmelidir.

 

Peki Bir Müslüman’ın hukuk kuralları nasıl olmalıdır?

 

Şüphesiz ki İslam Şeriatına uygun olmalıdır. Kuran, Sünnet, İcma, ve Kıyas ışığında oluşan bir hukuk düzeni olmalıdır.

 

Müslüman Türklerin uyması gereken kurallar nasıl olacak?

 

Önce İslam gelir. Bu nedenden dolayı önce şeriat ön gördüğü kurallar göz önünde bulundurulacak. Ardından törelerin şeriata aykırı olmayan kısımlarına riayet edilecek.

Aynı Osmanlı Hukuk Sistemindeki gibi. Osmanlı da Hukuk iki kısımdan oluşuyordu;

-Şer’i Hukuk

-Örf-i Hukuk

Şer’i hukuk öncelikli uyulması gereken kurallar, örf-i hukuk ise şer’i hukuk doğrultusunda uyulması gereken kurallar bütünü idi. Aslında Şer’i hukukun bir nebze alt bölümü diyebiliriz.

 

Peki Şimdi?

 

Şimdi ise tam tersi Beşer hukuk dediğimiz şu anda kullanmakta olduğumuz hukuk düzeni öncelikli. Şer’i olarak varsayabileceğimiz dini kurallar ise bu beşer hukuka aykırı olmamak kaidesi ile uygulanıyor.

 

Ekber-i Kebair denilen büyük günahlara bakalım mesela en başta gelenleri; zina etmek, içki içmek, İslam ve şeriat bunu yasaklıyor ve buna had cezası koşuyor. Beşer hukuk ise şu anda ki mevzuatta bunu meşru kılıyor. Kendi kontrolünde meyhaneler ve kerhaneler açıyor.

 

İslamın yasakladığı diğer suçlardan bahsedelim. Mesela, hırsızlık ve ya adam öldürme; beşer hukuk bunlara ceza vermektedir. Yani başka bir bakış açısı ile şer’i hükümler kısmen de olsa uygulama alanı bulmaktadır kendine. Ama kendi ön gördüğü şekilde değil.

 

Bediüzzaman Said Nursî bu konu ile ilgili “Hutbe-i Şamiye” adlı eserinde bu konu ile ilgili bir emsal vermiştir:

“Bir zaman bir adam, bir sahrâda, bedevîler içinde ehl-i hakikat bir zatın evine misafir olur. Bakıyor ki, onlar mallarının muhafazasına ehemmiyet vermiyorlar. Hattâ ev sahibi, evinin köşesinde paraları oralarda açıkta bırakmış. Misafirhane sahibine dedi:

"Hırsızlıktan korkmuyor musunuz, böyle malınızı köşeye atmışsınız?"

Hane sahibi dedi: "Bizde hırsızlık olmaz." Misafir dedi:

"Biz paralarımızı kasalarımıza koyduğumuz ve kilitlediğimiz halde çok defalar hırsızlık oluyor."

Hane sahibi demiş: "Biz emr-i İlâhî namına ve adâlet-i şer'iye hesabına hırsızın elini kesiyoruz."

Misafir dedi: "Öyleyse çoğunuzun bir eli olmamak lâzım gelir."

Hane sahibi dedi: "Ben elli yaşına girdim, bütün ömrümde bir tek el kesildiğini gördüm."

Misafir taaccüp etti, dedi ki: "Memleketimizde hergün elli adamı hırsızlık ettikleri için hapse sokuyoruz. Sizin buradaki adaletinizin yüzde biri kadar tesiri olmuyor."

Hane sahibi dedi: "Siz büyük bir hakikatten ve acip ve kuvvetli bir sırdan gaflet etmişsiniz, terk etmişsiniz. Onun için adaletin hakikatini kaybediyorsunuz. Maslahat-ı beşeriye yerine adalet perdesi altında garazlar, zâlimâne ve tarafgirâne cereyanlar müdahale eder, hükümlerin tesirini kırar. O hakikatin sırrı budur:

"Bizde bir hırsız elini başkasının malına uzattığı dakikada hadd-i şer'înin icrasını tahattur eder. Arş-ı İlâhîden nâzil olan emir hatırına gelir. İmânın hassasıyla, kalbin kulağıyla, kelâm-ı ezelîden gelen ve hırsız elinin idamına hükmeden
 "Hırsız erkeğin ve hırsız kadının da elini kesin." Mâide Sûresi, 5:38. âyetini hissedip işitir gibi iman ve itikadı heyecana ve hissiyat-ı ulviyesi harekete gelir. Ruhun etrafından, vicdanın derin yerlerinden, o sirkat meyelânına hücum gibi bir hâlet-i ruhiye hâsıl olur. Nefis ve hevesten gelen meyelân parçalanır, çekilir. Git gide, o meyelân bütün bütün kesilir. Çünkü, yalnız vehim ve fikir değil, belki mânevî kuvveleri (akıl, kalb ve vicdan) birden o hisse, o hevese, hücum eder. Hadd-i şer'îyi tahattur ile ulvî zecr ve vicdanî bir yasakçı o hissin karşısına çıkar, susturur.”

            İşte bu ibretlik örnekten de anladığımız üzere Allahın emirlerini yaptırımı ile kulların oluşturduğu yasakların arasında fark bariz bir şekilde anlaşılmaktadır.

            Maalesef ki beşer hukukta meydana gelen bu bozulma ve asıl hukuka aykırılık sonucunda insanlar haram ile helal arasında ki ayırımı yapamayacak hale gelmişlerdir. Azalan İslami hassasiyetler farkına varılmadan azar araz meydana gelmektedir. Devlet zinayı meşru kılarak hiçbir yaptırımı öngörmez ise millet sapkınlığa rahatça ilerleyecektir. Antalya/Kepez’de Abdurrahman Gazi Camiinin hemen karşısında devlet kontrolünde kerhane açılınca zamanla insanlar manadan uzaklaşarak maddeye elbette yaklaşacaktır.

            Din kuralları dogmatiktir. Değiştiremez bu yüzden bu değiştirilemeyen bu yüze kaideler yıpratılmaya çalışılmaktadır. İslamiyet maskesi altında münkirler tarafından yapılan bu yıkıcı faaliyetler ne yazık ki gözden kaçmakta ve zamanla doğru ile yanlış karıştırmaktadır. Yanlışları doğru kabul edilerek doğrular reddedilmektedir.

            Doğru yolun sapkın kolları olma yolunda geçen her saniyede öncesini silip yeni şeyleri kendimize monte etmeye çalışmaktayız. Ne yazık ki yanlışı hemen kavrayıp doğruyu anında silmeye hazırız.

            İste devlet tarafından farkına varılarak ve ya varılmayarak yapılan bu düzen değiştirme politikası her geçen saniye İslama ve Müslümanlara zarar vererek İslami değer ve yargılarını yerle bir etmektedir. İslami hassasiyetlerde yok olmaya varacak azalmalara sebebiyet vermektedir.

            Peki Türk Törelerine ne oldu?

         Değiştirilmez Allahemirlerine göz diken bu düzen ortada ne töre bırakır ne gelenek. Dedesini anlamayan torunlar boşuna yetişmiyor ya!!! Bu milletin kilometre taşları her geçen gün yıkılıyor. Bizi başkalaştırıyorlar bizi bizden uzaklaştırıp bize düşman ediyorlar.

         Bu da bir sınav olsa gerek

         Yüce Rabbim bu zor zamanda bize himmet eyler inşallah. Yanlışlar arasında kaybolmaya yüz tutmuş doğruları görebilmemiz için feraset nasip eyler inşallah.

            Selam ve dua ile…

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !