18/11/2009 ·
Son zamanlarda herkes bir açılım türküsü ezberleyip düşmüş yollara. Nereye gidersem duyuyorum bu türküyü. İşin garip tarafı belli kesimler birleşmiş hep birlikte söylüyor bu türküyü. Ben niye söylemiyorum bu türküyü?
Artık yeter! Ne iş kardeşim bu açılım? Sizin yaptığınız şey açılım değil taviz. Siz eşit olan insanlara eşitleyeceğim diye hak vermeye kalkarsan ki yapıyorsunuz zaten sizin yaptığınız şey açılım değil ayrıcalık olur.
PKK ile masaya oturduk. Nerede görülmüş bir hükümet ile bir terör örgütünün masaya oturduğu? Dünya üzerindeki bütün terörle mücadele eden ülkeler teröristlerle anlaşmadan önce onlara silah bıraktırmış ve onları teslim almıştır. Zaten tam olarak bu anlaşmada sayılmaz devletin gücünü gösterir. Bizde ise tam tersi her şey devam ederken biz açılıyoruz. Hainlere kucak açıyoruz. Bu devletin demokratikliğini göstermez aksine devletin acizliğini gösterir. O yüzden bana kimse bunun için “ Demokratik Açılım” diyemez.
O değil benim korktuğum ülkemizin eskisi gibi bir bölünmeye gideceği. Askerimizden ses çıkmıyor bu aralar oturup onlarda bizim gibi izliyor. Ne yapsın onlarda ne beklersiniz ki zaten sen git sınır ötesi operasyon yap canını ortaya koy ama birileri de ülkenin içinde askeri sırtından vursun.
Bu ülkede bu aralar yaşanan şeyler bundan iki dönem önce olsa çok farklı şeyler olurdu. Allahtan biz milletçe biraz sabretmeyi öğrendik. Eskiden olsa herkes fevri davranır düşerdi sokaklara o zaman da ne olurdu? Tabi ki suçlu sokağa düşende olurdu. Ama şimdi daha iyi herkesi izliyoruz kimin ne olduğu ortaya çıkıyor. Bizim milletimizin böyle durması korku değildir sadece sabırdır. Ama bazıları ortamı böyle boş bulup at koşturunca insanın dayanası gelmiyor ancak her şeye rağmen bu sessizliğin devam etmesi gerekiyor. Yoksa en ufak bir kıvılcım çok büyük yangınlara sebep olabilir. Bundan dolayı daha milletçe daha dikkatli olmamız gerekiyor hiç kimsenin oyununa gelmememiz gerekiyor.
Bu ülke düzenini bozmaya ne kadar çalışsalar da yinede başaramayacaklar. Bu konuda ki emin konuşmamın nedeni Sayın Devlet Bahçeli’nin milliyetçi çevreleri frenlemesinden dolayıdır. Eğer Bahçeli böyle bir müdahalede bulunmazsa çoğu insanımız sokaklara düşecektir. Bahçeli’nin yaptığı bu denge politikasını ben çok yerinde buluyorum. Çünkü bu olaylar meydandayken böyle bir müdahalede bulunulmaz ise bizim insanımız olaya kendisi el koymak isteyecektir ve böyle bir durumda da ülkemiz tekrar eski günlerine dönecektir. İşin kötü bir yanı ise böyle bir müdahaleden dolayı ortaya çıkan karışıklıklardan dolayı da asıl hainler kahraman bizler ise suçlu oluruz. Bırakalım herkesi kendi haline kimin elinde ne varsa göstersin. Herkes içinde ki zehri bir döksün. Her şey açığa çıktıktan sonra milletimiz zaten kendi kararını verir ve o kararı sokaklarda değil sandıkta gösterir.
22/4/2009 ·
Aradığımı sonunda bulabildim! Geçen günlerde sürekli bir işle meşguldüm şirketimize kayan yazı panoları lazımdı. Ankara kazan ben kepçe oldum ama yine de aradığım özellikte bir üretim yapan yer bulamadım ta ki Erdal Aras Bey ile tanışana kadar. Artık bıkmıştım resmen aradığımı bulamamamın üzüntüsü ile son bir çare gittim Erdal Bey’in imalathanesine gittiğimde sanki beni bir müşteri gibi değil bir dostu gibi karşıladı. İşte o anda dedim kendime “ Tüccar dediğin böyle olmalı!”. İlk başta oturdu bir şeyler ikram etti. Ben sürekli panolarla ilgili soru soruyorum. Ama o “Onlar sorun değil” diyip sohbete devam ediyordu. Sohbet faslı artık bitmişti artık sıra alış-verişe gelmişti. Ona istediğim özelliklere sahip bir pano yapıp yapamayacaklarını sordum. Erdal Bey mütevazı bir şekilde “elimizden geldiğince” dedi. Fiyatını sordum. “hallederiz” dedi. Erdal Bey’e o kadar ısınmıştım ki sanki iş için değil ziyarete gelmiştim. Ama bu genç CEO’nun davranışları gerçekten çok hoşuma gitti. Bana “İmalathaneyi görmek ister misiniz?” dedi. Resmen şok oldum. Normalde bu tip büyük şirketlerde üretim yeri müşteriye gösterilmez. Onun yerine bir stant açarlar oda güzel mallarını sergilerler ve mutfak arkalarını kimse görmez. Teklifini kabul ettim herhalde iş arkadaşlarına güveni sonsuz onlara haber vermeden beni direk oraya götürebiliyor. “Güven budur” diye düşündüm. Üretim yerine girmiştik. Normalde alışılmış manzaralar vardır ya hani bu tip yerlerde genellikle orta yaş ve üzeri insanlar çalışır. İnsanlar yaşlanınca usta olur düşüncesi vardır ya bizde. Burada tam tersi vardı. Bütün elemanlar genç ve çalışkandı. Bir kez daha şaşırmıştım. Orada gördüklerim beni bir hayli etkilemişti. Öğrendim ki şirkette çalışan herkes en iyi üniversitelerden mezun olmuş bir grup genç. Erdal Bey şirketin tarihçesini sordum. Birkaç arkadaşıyla birlikte çok genç yaşta ticarete atıldıklarını öğrendim. Hatta kendi ağzından dinleyelim
“Şirketimiz Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden mezun olmuş bir grup genç girişimci tarafından 1995 yılının sonlarında Ankara'da kurulmuştur. Kuruluş amacı ülke öz kaynaklarından gücünü alarak yine ülke ekonomisine katkıda bulunacak ve uluslararası arenada ülkemizi en iyi şekilde temsil edecek, yüksek teknoloji ürünleri geliştirmek olan şirketimiz, bugün dünya standartlarında ürünler imal eden ve Türkiye'nin her köşesinde ürünleri olan, alanında öncü bir şirket olmuştur.
Yaptığımız işlerin müşteri memnuniyetini en üst düzeyde tutacak nitelikte olması hedeflenmiş, bunun yanı sıra maliyetler minimuma indirilerek ürünleri en uygun koşullarda tüketicilere sunma fikri benimsenmiştir.
Firmamız genç müteşebbislere öncü olmanın öneminin bilinciyle, proje haline gelmiş fikirlerin hayata geçirilebilmesi için kapılarını genç insanlara sonuna kadar açmış, onların çözüm ortağı olarak yeni teknoloji firmalarının doğmasına katkıda bulunmuştur.
Teknolojinin hızla geliştiği günümüz dünyasında her gün bir adım daha ileri gidebilme umudunu içinde yaşatan şirketimiz “Hayal edebiliyorsak gerçekleştiririz” sloganıyla koşmaya devam edeceğiz.” İsteğim özellikleri içeren ürünü istedim. Hatta daha da değişik hiçbir yerde görmediğim ekstra özelliklerde ekledi. Sıra pazarlığa gelmişti. Fiyatını sordum. Bir kere daha şok oldum. Diğer firmaların söylediği rakamların neredeyse yarısı kadar bir rakam söylemişti. Yani öyle yapmıştı ki pazarlığa gerek bile kalmamıştı.
Her şey bir yana günümüzde böyle çalışan bir ekibin bulunduğunu bilmek bir umut verdi bana. İnsanların isterse her şeyi yapabileceğini öğretti demek ki isteyince oluyormuş.
Şimdi sizlere de tavsiye ediyorum Erdal Bey’i ve şirketini. Ben pano mu aldım ve hiç sıkıntı çekmeden şirketin kapısının girişine taktım.
İRTİBAT İÇİN TIKLAYINIZ
2/3/2009 ·

Gök kubbenin altında insanın ruhunu soyan kötülükler ve giyindiren aşklar adına...
Doğu ak ejder yılında başladı yirmi üç bin yıllık gizem...
Uzayın sonsuzluğuna açılan kapıyı keşfe çıkmış bilge rahipler, uğruna topluca can verdikleri bir sırrın, binlerce yıl sonra, bir şair tarafından aşkın derin katmanlarına saklanarak korunacağını bilselerdi...
Siruş başlıklı murassa hançerin kabzasına parmak izlerini bırakanlar, daha avuçlarının sıcaklığı gitmeden hançer kınında kan biriktiğini bilselerdi...
Bağdat, İstanbul, Roma, Paris ve diğerleri; kıyılarına vuran yeni aşkın, bütün eski tarihlerini dolduracak yoğunlukta olduğunu bilselerdi...
Bilgeler, katiller, asiller ve sevgililer; ellerinde tuttukları kitabın alev almaya hazır bir aşk külçesine dönüşmek üzere olduğunu bilselerdi...
Şair, ipeksi dizeleri arasına hayaller gibi sakladığı şifrelerin hoyrat ellerde ihtirasla parçalandığını, sonsuzluk şarabına kadeh yaptığı gelincik yapraklarının kinle dağıtıldığını bilseydi...
Ve şimdi kim bilebilir neler olacağını,
Babil uyandığı zaman? ! ..
KİTABIN KONUSU:
Kitabımız Babil’in fethedilmesiyle başlıyor.Fuzuli’ye bir kitapçının verdiği sır ile birlikte,Fuzuli’den yüksek kademelerden gelen Leyla ile Mecnun ( L&M ) adlı hikayi yorumlamasını istemesiyle Fuzuli yazmaya başlıyor ve bu kitapta hem sırrı şifreliyor,hem de kendinden sonsuza kadar bahsettirecek bir şaheser yazıyor.İşte tam bu noktada İskender Pala’nın hayal gücüyle olayımız yeni bir bakış açısına kavuşuyor.Kitabın bu noktasından itibaren bakış açımız bu kitap oluyor ve olayı kitap anlatıyor,kahramanımız kitap oluyor,aşığımız kitap oluyor.Bu kitabın da kendisi Kays (Mecnun)’dur.
Hikayemiz artık Babil dışına taşıyor ve dünyaya yayılıyor.Kitapçının verdiği BUAM (Babil Uzay Araştırmaları Merkezi) sırrı medeniyeti yüceltecek bir çok bilimsel bilginin olduğu bir kapının anahtarı olmasının yanında büyük bir hazinenin de anahtarıdır ve Fuzuli’nin kitapta sakladığı bu şifreyi iyi ve kötü bir çok kimse edinmeye çalışmakta.İyiler BC adındaki bir örgüt,kötüler ise hazine avcıları tabii.Kitap hediye olarak İstanbul’da Osmanlı sarayına gidiyor ve L&M ‘ye şan şöhret katıyor.Zaman içersinde haremden kaçan bir cariye ile kitap da sınır dışına ve tehlikeli ellere yöneliyor.Dünya’da bir çok bilginin,kimi zaman kötü kişilerin eline geçen kitap büyük bir maceranın kapılarını aralıyor ve her geçen gün sırrı daha fazla çözümlenen kitap güzel bir finalle son buluyor.
Açıkcası üstte kitabın özetini anlatmak isterdim fakat kitap o kadar geniş bir coğrafya ve kişilerden geçiyor ki mükemmel bir kurgu demeden duramıyorsunuz.İşin güzel yanıysa kitabın gerçek tarih ile de uyuşması.İskender Pala’nın mükemmel kurgusu bir zaman kaybı ve okuduktan sonra unutacağınız bir roman kesinlikle değil.Bu kitap ile birlikte tarih bilginizi yeniliyorsunuz.Elimde tarih kitabı ve geçen yıllarda Osmanlı’da neler oldu,neler değişti sorusuyla kitabı okurken bilgi haznemi de güncellemiş olduğumu itiraf etmeliyim.Ayrıca edebiyat hakkında bir çok genel kültür bilgisine ulaşabilirsiniz.Aşk,aşıklık,aşkın çeşitleri ve daha neler neler anlatmıyor ki kitap?
Kısaca bu kitap ile kendinizi hem eğlendirip hem de bilginize bilgi katabilirsiniz. Bu kitabı bana okuldaki edebiyat öğretmenim önermişi ilk başta ne yalan söyleyeyim yine sıkıcı bir kitap önerilmiştir diye okumak istemedim. Ama ismi bile çok etkileyiciydi. Aldım ve okudum gerçekten bu kitap bana birşeyler kattı. Ufkumu genişletti. Herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. Düşünsenize İskender PALA'nın yazdığı bir kitap hem aşk hem tarih hem de edebiyat üzerine nasıl kötü olabilir ki?
NOT:Bazı kısımlar alıntıdır.
14/2/2009 ·
Dün acı bir haber ile sarsıldık Türk Dünyasının büyük yazarlarından Baxtiyar Vehabzade aramızdan ayrıldı.
Şair 5 kez milletvekilliği yaparak halkının sorunlarını her zaman dile getirmişti. Büyük bir edebiyat insanıydı.
Hepimizin başı sağolsun...
Sizlerle bu büyük şahsiyetin dünya, hayat ve ölüm üzerine yazdığı şiirini paylaşmak istiyorum.
Baxtiyar Vehabzade'nin ağzından dünya...
Həyat, sən nə şirinsən
Senden doymaq olarmı,heyat, sen ne şirinsen!
Ancaq hamının deyil,
Sen heyatın qedrini
Yalnız bilenlerinsen !......
Özünü bu dünyada heç kes qonaq sanmamış
Ancaq ömrün özü de beraber paylanmamış.
Ömür paylanan zaman görün kime ne düşdü,
Üç yüz il boz qarğaya,on il şahine düşdü.
Heyat, sen ne şirinsen,kim senden doydu getdi?
Gedenler bu dünyada qelbini qoydu getdi.
Dünen qoca bir qarı
Dilinde ahü-zarı
“Bu dünyanın elinden gelmişem zara” – dedi.
“Ölmürem ki, bir defe canım qurtara” – dedi.
Ürekdenmi söyledi o, bu sözü, göresen ?
Xeyr, inanmıram men !
O yana-yana dedi:
Dili söyledise de,
Üreyinde o derhal:
“Lenet şeytana !” – dedi.
Heyat sevincin qeder ezabın da şirindir,
Seni menalandıran o keşmekeşlerindir.
İki yüz il yaşadı lezzet içinde Loğman
Yene möhlet istedi ölürken Allahından.
Yatırdı göy çemende, çatdı ona ezrail.
Söyledi: - İki yüz il
Ömür sene bes deyil?
Men canını almağa gelmişem,ne sözün var?
Loğman dedi: - Sözüm yox,aldığını gel apar.
Ancaq mene macal ver birce anlıq ecelden,
Gəl canımı burda yox,o çemenlikde al sen.
Ezrail razılaşdı.....
Ayağa qalxdı Loğman
Yeridi,
Daş asıldı ancaq ayaqlarından,
Asta-asta yeriyib çatdı dediyi yere.
Loğman baxdı göylere,Loğman baxdı yerlere
Bu son baxışı ile üstünde iki yüz il
Yaşadığı cahanla vidalaşdı ele bil...
Özü vidalaşdısa,gözü qaldı cahanda
O düşündü bu anda :
“ Ne görmüşem dünyada bu dünyaya gelenden?
Ah... ele bilirem ki,dünen doğulmuşam men.
Ömrümü verdim bada,
Ne görmüşem dünyada.”
Loğmanın gözü bu an bir güle deydi, durdu.
Üreyi quş kimi güle doğru uçurdu.
“ Ah... Onu kim üzecek,birce bileydim, - dedi
O gülü de iyleyib sonra öleydim”, - dedi.
Ancaq,ancaq ne fayda.... Yetişmiş artık ecel,
Loğman dedi: - Hazıram, al canımı indi gel.
Ezrail dedi: - Ancaq agah eyle meni sen,
Ölüm üçün ne ferqi bu çemen, ya o çemen?
Neçin meni qoymadın orda alım canını?
Loğman dedi: - Heyatın şirin olur her anı.
Ordan bura gelince bir az ömür qazandım,
Onu da bu dünyadan özüme fayda sandım.
Qoca öldü.....
Dediler: - Yaranan bir gün öler.
Neveleri çemenden hemin gülü üzdüler,
Loğmanın qebri üste qoydular.
Titredi gül,
Gülün etriyle doldu bütün çayır,bütün çöl.
O, etriyle saxladı yolçuları yolundan,
Torpağın altındasa bunu duymadı Loğman.
Heyat, sen ne şirinsen,kim senden doydu getdi ?
Gedenler öz qelbini dünyada qoydu getdi.
Senden doymaq olarmı,çoxun, azında şirin!
Cürbecür yazılar var ömrün varaqlarında ...
Heyatımın qayğısız,ferehli çağlarında qedrini bilmemişem .
Hele ne var ki “ömrüm qabaqdadır” – demişem
Otuzdan adlayınca,günde otuz min kere
Başımı yelledirem heder keçen illere.
Senden doymaq olarmı, heyat, sen ne şirinsen!
Ancaq hamının deyil,
Sen heyatın qedrini
Yalnız bilenlerinsen !
Baxtiyar Vehabzade
5/2/2009 ·

Tür : Aksiyon
Gösterim Tarihi : 27 Haziran 2008
Yönetmen : Timur Bekmambetov
Senaryo : Michael Brandt , Derek Haas
Görüntü Yönetmeni : Mitchell Amundsen
Müzik : Danny Elfman
Yapım : 2008, ABD
Oyuncular:James McAvoy (Wesley) , Morgan Freeman (Sloan) , Angelina Jolie (Fox)
Rus yönetmen Bekmambetov’un son projesi Wanted’ta, McAvoy babasının kiralık katil olduğunu öğrenen ve onun izinden gitmeye karar veren heyecanlı bir genç olan Wes’i, Jolie ve Freeman ise oğlana mesleğin inceliklerini öğretecek olan Fox ve Sloan adlı deneyimli katilleri canlandırıyor.
Hayatında oldukça başarısız olan ve bu döngüyü kırmak isteyen Wes, Fox’u tanıdığı günden itibaren bakış açısını değiştirerek benliğinin içinde sinsi sinsi dolaşan kızgın ve öfkeli kurdu serbest bırakır. Eğitimli bir suikastçı olmaksa elbette kolay değildir.
Mark Millar’ın grafik romanından uyarlanan filmin, romandan oldukça farklı olduğu söyleniyor. Wanted’ın bir özelliği de, büyük ilgi toplayan Red One digital kameranın kullanıldığı ilk film olması.
Aksiyon sevenler için kaçırılmaz bir film. Angelina Jolie'nin güzelliği ve süper oyunculuğuda filme ayrı bir tat katıyor. Film'in son sahnelerinde Angelina'nın süper bir hareketi var film sırf bu yüzden bile izlenilebilir. Hiç sıkılmadan izleyeceğiniz süper bir film. Filmi 3-4 kere izlememe rağmen her izlediğimde değişik sahneler yakalıyorum. Filmi herkese tavsiye ediyorum.
NOT:Tamamen alıntıdır.