• Kategorilerim

    SÖZDE DEMOKRATİK AÇILIM

    18/11/2009 ·

                Son zamanlarda herkes bir açılım türküsü ezberleyip düşmüş yollara. Nereye gidersem duyuyorum bu türküyü. İşin garip tarafı belli kesimler birleşmiş hep birlikte söylüyor bu türküyü. Ben niye söylemiyorum bu türküyü?

                Artık yeter! Ne iş kardeşim bu açılım? Sizin yaptığınız şey açılım değil taviz. Siz eşit olan insanlara eşitleyeceğim diye hak vermeye kalkarsan ki yapıyorsunuz zaten sizin yaptığınız şey açılım değil ayrıcalık olur.

                PKK ile masaya oturduk. Nerede görülmüş bir hükümet ile bir terör örgütünün masaya oturduğu? Dünya üzerindeki bütün terörle mücadele eden ülkeler teröristlerle anlaşmadan önce onlara silah bıraktırmış ve onları teslim almıştır. Zaten tam olarak bu anlaşmada sayılmaz devletin gücünü gösterir. Bizde ise tam tersi her şey devam ederken biz açılıyoruz. Hainlere kucak açıyoruz. Bu devletin demokratikliğini göstermez aksine devletin acizliğini gösterir. O yüzden bana kimse bunun için “ Demokratik Açılım” diyemez.

                O değil benim korktuğum ülkemizin eskisi gibi bir bölünmeye gideceği. Askerimizden ses çıkmıyor bu aralar oturup onlarda bizim gibi izliyor. Ne yapsın onlarda ne beklersiniz ki zaten sen git sınır ötesi operasyon yap canını ortaya koy ama birileri de ülkenin içinde askeri sırtından vursun.

                Bu ülkede bu aralar yaşanan şeyler bundan iki dönem önce olsa çok farklı şeyler olurdu. Allahtan biz milletçe biraz sabretmeyi öğrendik. Eskiden olsa herkes fevri davranır düşerdi sokaklara o zaman da ne olurdu? Tabi ki suçlu sokağa düşende olurdu. Ama şimdi daha iyi herkesi izliyoruz kimin ne olduğu ortaya çıkıyor. Bizim milletimizin böyle durması korku değildir sadece sabırdır. Ama bazıları ortamı böyle boş bulup at koşturunca insanın dayanası gelmiyor ancak her şeye rağmen bu sessizliğin devam etmesi gerekiyor. Yoksa en ufak bir kıvılcım çok büyük yangınlara sebep olabilir. Bundan dolayı daha milletçe daha dikkatli olmamız gerekiyor hiç kimsenin oyununa gelmememiz gerekiyor.

                Bu ülke düzenini bozmaya ne kadar çalışsalar da yinede başaramayacaklar. Bu konuda ki emin konuşmamın nedeni Sayın Devlet Bahçeli’nin milliyetçi çevreleri frenlemesinden dolayıdır. Eğer Bahçeli böyle bir müdahalede bulunmazsa çoğu insanımız sokaklara düşecektir. Bahçeli’nin yaptığı bu denge politikasını ben çok yerinde buluyorum. Çünkü bu olaylar meydandayken böyle bir müdahalede bulunulmaz ise bizim insanımız olaya kendisi el koymak isteyecektir ve böyle bir durumda da ülkemiz tekrar eski günlerine dönecektir. İşin kötü bir yanı ise böyle bir müdahaleden dolayı ortaya çıkan karışıklıklardan dolayı da asıl hainler kahraman bizler ise suçlu oluruz. Bırakalım herkesi kendi haline kimin elinde ne varsa göstersin. Herkes içinde ki zehri bir döksün. Her şey açığa çıktıktan sonra milletimiz zaten kendi kararını verir ve o kararı sokaklarda değil sandıkta gösterir.

     

     

     


    Her İntihal Bir İntihardır

    30/9/2009 ·

    Bugün okulda ki ilk dersimiz Türk Dili idi ve ders programımızda "Belirsiz" olarak adlandırılan hocamızla tanıştık Kerem GÜN. İlk ders biraz tanışma olarak geçti. Kendi kurallarından söz etti. Bazı kurallar bana göre sert ve acımasızda olsa bana mantıklı geldi. Mesela bunlardan biri "Yazım kuralları" Kerem hoca bu konuya çok dikkat ettiğinden bahsetti mesela sınavlarda bir noktalamadan ötürü bir sorunun tamamını çiziyormuş biraz acımasızda olsa aslında doğru olanda bu. Sonra bilgi hırsızlığından söz etti. Ne kadar yanlış ve affedilmeyecek birşey olduğunu söyledi hatta bir lafı da "İNTİHAL YAPANI YAKALARSAM DERSTEN BIRAKIRIM HATTA KENDİMLE KALMAM DİYER HOCALARIDA UYARIRIM" idi. Aslında tamda benim sevdiğim bir noktaya değinmişti. Çünkü ben bu işi hiç sevmiyorum nedenide hayatım boyunca ilk defa online ortamda yazdığım bir öyküyü başka bir sitede başka bir isimle bulmuştum bu beni acayip bir şekilde zedelemişti. Çünkü o öykünün bende manevi bir değeri vardı. Ama artık  benim umrumda değil çünkü blogumda kendime ait olan hiç bir şiir veya öyküyü yayınlamıyorum onlar sadece benim özelimde. Ben bu intihal honusundan etkilendiğim için yazdığım yazıların altına her zaman alıntıysa not düşerim. Sonuçta birileri birşeyleri ortaya çıkarabilmek için emek harcıyor eğer gidipte ona ait olan birşeyi alırsak  ona ait olduğunu belirtmeden) yazan kişinin emeğini boşa saymış olursuz. Böyle yaparsakta Can DÜNDAR dan hiç bir farkımız kalmaz değil mi? Kerem hocamızın dediği gibi "HER İNTİHAL BİR İNTİHARDIR". Lütfen emeğe saygıda kusur etmeyelim yoksa kendimize zarar vermiş oluruz. Teşekkürler...

    İlk Dersimiz: SU VE ÖNEMİ

    28/9/2009 ·

    Bugün üniversitenin ilk günüydü. Sabah erkenden kalktım ve  biraz zor olan vesayit sorununu hallederek yeni okuluma vardım. İlk ders normalde" Devlet Teorileri" idi fakat üniversitenin birinci günü olmasından ötürü açılış töreni vardı bu yüzden dolayıda bu dersi işleyemedik ve konferans salonuna gidip açılış törenini izlemeye başladık. Tören saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başladı. Daha sonra mini bir konser verildi. Daha sonra üniversite rektörü Prof. Dr. Ziya Burhanettin GÜVENÇ'in konuşmasıyla devam etti okulun politikası hakkında bilgi verildi. Daha sonra Mütevvelli heyeti öğrenciler adına bir müjde verdi. 2 yıl boyunca küresel krizden etkilenmememiz için eğitim ücretlerinde 2 yıl süre ile artış olmayacağını söyledi. Ve sıra akademik yılın ilk dersine gelmişti. Doğal olarakta bu dersi rektör verecekti.
    KONU: SU ve ÖNEMİ
    Bunu duyunca ilk başta sıkılacağımı düşünmüştüm klasik haber bültenleri gibi birşey dedim kendi kendime. Zamanın nasıl geçeceğini hesaplıyordum. Ve üniversite Rektörü Prof. Dr. Ziya Burhanettin GÜVENÇ hoca konuya girdi. ilk cümlesinde Nisan ayından beri bu çalışmayla uğraştığını söyledi. Düşünsenize 7 aylık bir çalışma bir anda dikkatimi çekti Su ve Önemi hakkında hazırladığı herşeyi bizlerle paylaştı. Ekrana bir resim geldi kar tanelerini simgeleyen resimler vardı ve altında hangi web siteden alındığı yazıyordu. O arada emeğe saygının ne kadar önemli bir şey olduğunu anlattı (Tabi ki anlayana).  Ziya hocanın anlattıklarından aklımda kalanlardan bazılarını söylemek istiyorum ve bunların çoğunu ilk defa bugün duydum.
    Mesela dünya üzerinde ki suların %97  gibi bir oranını okyanuslar ve denizler oluşturmaktaymış yanı bunlar kullanılamaz sular çünkü bir çok organizma tatlı suda zürriyetini devam ettirir tuzlu suda ise ölür.
    Şimdi siz diyeceksiniz ki dünya büyük %3 neyimize yetmiyor. Ziya hocanın ağzından"Zaten su döngüsü denen bir olay yok mu? Neden korkuyoruz?". Malesef ki bu %3 lük suyun sadece yarısı bizim kullanımımıza açık ve biz bu yarısını çok hor kullanıyoruz. Peki su olmaz ise biz ne oluruz. İnsan yemeksiz yaşayabilir(tabi ki bir süre 2-3 ay kadar) ama susuz yaşayamaz(5-6 gün) çünkü su insan vücudunun %75 ini oluşturuyormuş. Her yıl Hindistan ve Afrika da 1 milyon kişi su yetmezliğinden dolayı oluşan hastalıklardan ötürü hayata gözlerini yummaktaymış. "Neyse bizim suyumuz zaten var" diye sakın demeyin suyumuz var ama; NE KADAR TEMİZ? melesa aklımda kalan bazıları klor ve sodyum flörür bunlar aslında suyu temizlemek ve bizim sağlığımız için katılan maddeler olmasına rağmen uzun vadede zararları olan maddelermiş. Susuzluğun insanoğlunda fiziksel zararlarıda varmış mesela aklımda kalan bir örnekte; insan vücudu önemli uzuvlardan başlayarak suyu kendine pay edermiş. Derimizde basit bir sistem ve çok fazla işlevi olmadığından dolayı suyu az alırmış bunun sonucu olarakta kuru cilt kepeklenme saç dökülmesi gibi olaylarda olabiliyormuş. Sonra zayıflamak için su şartmış. Kalıcı ve etkili bir kilo verimi su sayesinde olabiliyormuş.
    İşte bu kadar aslında bu kadar değilde benden bu kadar ilk dersimde öğrendiğim bazı şeylerdi bunlar. Ziya hoca bol bol ve çok şey anlatmıştı ama not tutmayınca ne olur söz uçar. İşte suyun hayatımızda ki önemi suyumuza sahip çıkalım %1 lik kısmın bir kısmınıda  sonrakilere saklayalım.


    NOT: Bu örnekler ve araştırmalar Prof. Dr. Ziya Burhanettin GÜVENÇ hocamıza aittir. Eğer bazı şeyleri sizlere yanlış aktardıysam affola zaten ben tekrar inceleyeceğim eğer bir yanlış görürsem tezkibi en kısa sürede gelir. Ziya hocaya teşekkürler. EMEĞE SAYGI...

    İLK İNTİBA

    27/9/2009 ·

    İlk intiba denen bir olay vardır ya hani. İşte ben de onlara inanalardan biriyim ve hayatım boyunca inanacağım. Çünkü bu bir inançtır. Zaten ne demişler iyi düşün iyi olsun  yahut tam tersi. Her zaman ilk başta ne gördüysem sonunda da onu görmüşümdür. Bu biraz önyargı olayı ama olsun yinede her insan bir şeylere bakar ve görür, gördüğü zamanda o gördüğü şey hakıında zihninde bir görüş oluşur bu bizim doğamızda vardır zaten. Biraz uzattım böyle giderse konuya giremiyeceğim. Neyse konu 4 yıl boyunca yeni  evim olacak üniversite. Bilmiyorum ama kendimde acayip bir özgüven hissediyorum bu aralar nedendir bilmiyorum bu özgüven eskiden bende olsaydı başka şeyler başarabilirdim ama olsun kısmet. Bu özgüven üniversite tercihlerinin sonuçlandığı gün ortaya çıktı. Çünkü 24 tane tercih yapmıştım ve içlerinde 1 tane hazırlık olmayan bir okul vardı ve bu okul 2. sırada ki çankaya-hukuk tu. Hep içimden bunu geçirdim ve sonuçların açıklandığı sabah içimden bu geçiyodu eniştem aradı açıklandığı dakikada ve bana sordu "Memoş hangi okul?"dedi   "Çankaya hukuk" dedim. İşte o an geçmek bilmedi eniştemden gelmesini beklediğim teğet bir kaç saniye sonra gelmesine rağmen bana saatler gibi geldi çünkü şöyle bir olay var ki ben ne ingilizce hazırlık istiyordum ne de başka bir il. Teğet geldi. O an çok sevindim. Ankaraya 2 eylülde geldim ve 4 eylülde kayıt vardı. kayıt için erkenden okula gittik okulu görünce ilk başta garipsedim sonuçta farklı bir yerdeydim.  Ama o gün yeni okuluma karşı olumlu duygular hissettim ve içimde bir istek doğdu.  Oldu ayın 24 ü ders seçimi için okula geldim dersleri seçtim ders programımı aldım "İLK DERS:DEVLET TEORİLERİ".25 indede ulaşım sorununu araştırdım.
    Kaçta kalkmalıyım? Kaçta evden çıkmalıyım? Nasıl giderim? bu soruları araştırdım. Hangi otobüsler dolmuşlar gidiyo hepsini buldum. Zaten tek sorunum bu ulaşım geri kalanını sorun etmiyorum her şey güzel. bölümü ikiye ayırmışlar A ve B sınıfları olarak okul numaraları tek ile bitenler A'ya çift ile bitenler B'ye ben B deyim okulda ilk olarak iki kişiyle tanıştım ders programını alırken ilk tanıştığım Nihat Kayseriden gelmiş.  Ders programını beraber yazmaya çalıştık benim yarı buçuk yazan kalemimler sonra Hasan geldi bizden kalemi istedi. Hasan Osmaniyeden. İşin garip tarafı Hasan diye bir arkadaşım var osmaniyeden tanıdık çıktılar. Oradanda sohbet açıldı böylece.  Tanışdığım bu iki kişide olumlu izler bıraktı
    . Ve yarın büyük gün okul açılıyor 08:40 da ilk dersim devlet teorileri sabırsızlıkla bekliyorum. Bakalım yarın ne olacak haydi hayırlısı.  Ama okulum hakkında olumlu görüşlere sahibim bu da demek oluyor ki ne olursa olsun bende değişmez birşey önemli olan ilk yargıdır benim için çünkü. Bütün üniversiteyi kazanan arkadaşlar!!!  8 dönemlik maratonun 1. etabında iyi bir başlangıç yapmamız dileğiyle...

    KAYAN YAZI PANOSU ARIYORDUM FAZLASINI BULDUM

    22/4/2009 ·

    Aradığımı sonunda bulabildim! Geçen günlerde sürekli bir işle meşguldüm şirketimize kayan yazı panoları lazımdı. Ankara kazan ben kepçe oldum ama yine de aradığım özellikte bir üretim yapan yer bulamadım ta ki Erdal Aras Bey ile tanışana kadar. Artık bıkmıştım resmen aradığımı bulamamamın üzüntüsü ile son bir çare gittim Erdal Bey’in imalathanesine gittiğimde sanki beni bir müşteri gibi değil bir dostu gibi karşıladı. İşte o anda dedim kendime “ Tüccar dediğin böyle olmalı!”. İlk başta oturdu bir şeyler ikram etti. Ben sürekli panolarla ilgili soru soruyorum. Ama o “Onlar sorun değil” diyip sohbete devam ediyordu. Sohbet faslı artık bitmişti artık sıra alış-verişe gelmişti. Ona istediğim özelliklere sahip bir pano yapıp yapamayacaklarını sordum. Erdal Bey mütevazı bir şekilde “elimizden geldiğince” dedi. Fiyatını sordum. “hallederiz” dedi. Erdal Bey’e o kadar ısınmıştım ki sanki iş için değil ziyarete gelmiştim. Ama bu genç CEO’nun davranışları gerçekten çok hoşuma gitti. Bana “İmalathaneyi görmek ister misiniz?” dedi. Resmen şok oldum. Normalde bu tip büyük şirketlerde üretim yeri müşteriye gösterilmez. Onun yerine bir stant açarlar oda güzel mallarını sergilerler ve mutfak arkalarını kimse görmez. Teklifini kabul ettim herhalde iş arkadaşlarına güveni sonsuz onlara haber vermeden beni direk oraya götürebiliyor. “Güven budur” diye düşündüm. Üretim yerine girmiştik. Normalde alışılmış manzaralar vardır ya hani bu tip yerlerde genellikle orta yaş ve üzeri insanlar çalışır. İnsanlar yaşlanınca usta olur düşüncesi vardır ya bizde. Burada tam tersi vardı. Bütün elemanlar genç ve çalışkandı. Bir kez daha şaşırmıştım. Orada gördüklerim beni bir hayli etkilemişti. Öğrendim ki şirkette çalışan herkes en iyi üniversitelerden mezun olmuş bir grup genç. Erdal Bey şirketin tarihçesini sordum. Birkaç arkadaşıyla birlikte çok genç yaşta ticarete atıldıklarını öğrendim. Hatta kendi ağzından dinleyelim

    Şirketimiz Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden mezun olmuş bir grup genç girişimci tarafından 1995 yılının sonlarında Ankara'da kurulmuştur. Kuruluş amacı ülke öz kaynaklarından gücünü alarak yine ülke ekonomisine katkıda bulunacak ve uluslararası arenada ülkemizi en iyi şekilde temsil edecek, yüksek teknoloji ürünleri geliştirmek olan şirketimiz, bugün dünya standartlarında ürünler imal eden ve Türkiye'nin her köşesinde ürünleri olan, alanında öncü bir şirket olmuştur.

    Yaptığımız işlerin müşteri memnuniyetini en üst düzeyde tutacak nitelikte olması hedeflenmiş, bunun yanı sıra maliyetler minimuma indirilerek ürünleri en uygun koşullarda tüketicilere sunma fikri benimsenmiştir.

    Firmamız genç müteşebbislere öncü olmanın öneminin bilinciyle, proje haline gelmiş fikirlerin hayata geçirilebilmesi için kapılarını genç insanlara sonuna kadar açmış, onların çözüm ortağı olarak yeni teknoloji firmalarının doğmasına katkıda bulunmuştur.

    Teknolojinin hızla geliştiği günümüz dünyasında her gün bir adım daha ileri gidebilme umudunu içinde yaşatan şirketimiz “Hayal edebiliyorsak gerçekleştiririz” sloganıyla koşmaya devam edeceğiz.” İsteğim özellikleri içeren ürünü istedim. Hatta daha da değişik hiçbir yerde görmediğim ekstra özelliklerde ekledi. Sıra pazarlığa gelmişti. Fiyatını sordum. Bir kere daha şok oldum. Diğer firmaların söylediği rakamların neredeyse yarısı kadar bir rakam söylemişti. Yani öyle yapmıştı ki pazarlığa gerek bile kalmamıştı.

    Her şey bir yana günümüzde böyle çalışan bir ekibin bulunduğunu bilmek bir umut verdi bana. İnsanların isterse her şeyi yapabileceğini öğretti demek ki isteyince oluyormuş.

    Şimdi sizlere de tavsiye ediyorum Erdal Bey’i ve şirketini. Ben pano mu aldım ve hiç sıkıntı çekmeden şirketin kapısının girişine taktım.


    İRTİBAT İÇİN TIKLAYINIZ
                               
    MatrisLED Elektronik

    Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk

    2/3/2009 ·





    Gök kubbenin altında insanın ruhunu soyan kötülükler ve giyindiren aşklar adına...

    Doğu ak ejder yılında başladı yirmi üç bin yıllık gizem...

    Uzayın sonsuzluğuna açılan kapıyı keşfe çıkmış bilge rahipler, uğruna topluca can verdikleri bir sırrın, binlerce yıl sonra, bir şair tarafından aşkın derin katmanlarına saklanarak korunacağını bilselerdi...

    Siruş başlıklı murassa hançerin kabzasına parmak izlerini bırakanlar, daha avuçlarının sıcaklığı gitmeden hançer kınında kan biriktiğini bilselerdi...

    Bağdat, İstanbul, Roma, Paris ve diğerleri; kıyılarına vuran yeni aşkın, bütün eski tarihlerini dolduracak yoğunlukta olduğunu bilselerdi...

    Bilgeler, katiller, asiller ve sevgililer; ellerinde tuttukları kitabın alev almaya hazır bir aşk külçesine dönüşmek üzere olduğunu bilselerdi...

    Şair, ipeksi dizeleri arasına hayaller gibi sakladığı şifrelerin hoyrat ellerde ihtirasla parçalandığını, sonsuzluk şarabına kadeh yaptığı gelincik yapraklarının kinle dağıtıldığını bilseydi...

    Ve şimdi kim bilebilir neler olacağını,

    Babil uyandığı zaman? ! ..


    KİTABIN KONUSU:

    Kitabımız Babil’in fethedilmesiyle başlıyor.Fuzuli’ye bir kitapçının verdiği sır ile birlikte,Fuzuli’den yüksek kademelerden gelen Leyla ile Mecnun ( L&M ) adlı hikayi yorumlamasını istemesiyle Fuzuli yazmaya başlıyor ve bu kitapta hem sırrı şifreliyor,hem de kendinden sonsuza kadar bahsettirecek bir şaheser yazıyor.İşte tam bu noktada İskender Pala’nın hayal gücüyle olayımız yeni bir bakış açısına kavuşuyor.Kitabın bu noktasından itibaren bakış açımız bu kitap oluyor ve olayı kitap anlatıyor,kahramanımız kitap oluyor,aşığımız kitap oluyor.Bu kitabın da kendisi Kays (Mecnun)’dur.

    Hikayemiz artık Babil dışına taşıyor ve dünyaya yayılıyor.Kitapçının verdiği BUAM (Babil Uzay Araştırmaları Merkezi) sırrı medeniyeti yüceltecek bir çok bilimsel bilginin olduğu bir kapının anahtarı olmasının yanında büyük bir hazinenin de anahtarıdır ve Fuzuli’nin kitapta sakladığı bu şifreyi iyi ve kötü bir çok kimse edinmeye çalışmakta.İyiler BC adındaki bir örgüt,kötüler ise hazine avcıları tabii.Kitap hediye olarak İstanbul’da Osmanlı sarayına gidiyor ve L&M ‘ye şan şöhret katıyor.Zaman içersinde haremden kaçan bir cariye ile kitap da sınır dışına ve tehlikeli ellere yöneliyor.Dünya’da bir çok bilginin,kimi zaman kötü kişilerin eline geçen kitap büyük bir maceranın kapılarını aralıyor ve her geçen gün sırrı daha fazla çözümlenen kitap güzel bir finalle son buluyor.

    Açıkcası üstte kitabın özetini anlatmak isterdim fakat kitap o kadar geniş bir coğrafya ve kişilerden geçiyor ki mükemmel bir kurgu demeden duramıyorsunuz.İşin güzel yanıysa kitabın gerçek tarih ile de uyuşması.İskender Pala’nın mükemmel kurgusu bir zaman kaybı ve okuduktan sonra unutacağınız bir roman kesinlikle değil.Bu kitap ile birlikte tarih bilginizi yeniliyorsunuz.Elimde tarih kitabı ve geçen yıllarda Osmanlı’da neler oldu,neler değişti sorusuyla kitabı okurken bilgi haznemi de güncellemiş olduğumu itiraf etmeliyim.Ayrıca edebiyat hakkında bir çok genel kültür bilgisine ulaşabilirsiniz.Aşk,aşıklık,aşkın çeşitleri ve daha neler neler anlatmıyor ki kitap?

    Kısaca bu kitap ile kendinizi hem eğlendirip hem de bilginize bilgi katabilirsiniz. Bu kitabı bana okuldaki edebiyat öğretmenim önermişi ilk başta ne yalan söyleyeyim yine sıkıcı bir kitap önerilmiştir diye okumak istemedim. Ama ismi bile çok etkileyiciydi. Aldım ve okudum gerçekten bu kitap bana birşeyler kattı. Ufkumu genişletti. Herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. Düşünsenize İskender PALA'nın yazdığı bir kitap hem aşk hem tarih hem de edebiyat üzerine nasıl kötü olabilir ki?

    NOT:Bazı kısımlar alıntıdır.

    GÜNÜMÜZÜN ÇALIKUŞLARI

    1/3/2009 ·

    ARANIZDA REŞAT NURİ GÜNTEKİN'İN ÇALIKUŞU ADLI ROMANINI OKUMAYANINIZ YOKTUR. ROMANDA FERİDE ADLI KARAKTER ANADOLUYA ÖĞETMENLİK YAPMAK İÇİN GİDER ORADA HALKIN SORUNLARIYLA YÜZLEŞİR. ANADOLU İLE İSTANBUL ARASINDA Kİ FARKI ANLAR AMA YİNEDE ORADA YAŞAYAN HALKA YARDIMCI OLMAK İÇİN ÇIRPINIR DURUR. O NE KADAR İYİLİK YAPMAK İSTESEDE BAZI ÇIKARCILAR ONUN HAKKINDA DEDİ KODU ÇIKARTIR VE ONA ZARAR VERMEYE ÇALIŞIR AMA FERİDE YILMAZ ÇALIŞIR VE KENDİ VİCDANI RAHAT ŞEKİLDE GÖREVİNİ SÜRDÜRÜR. İŞTE BU REŞAT NURİ'NİN ROMANINDAN SONRA TÜRK KADINI İŞ HAYATINA ATILMIŞTIR. DAHA ÇOK SAYGI GÖSTERİLMİŞTİR. AMA HERŞEY DE OLDUĞU GİBİ BU İŞTEDE ART NİYETLİ KÖTÜ İNSANLAR VARDIR. SİZE GÜNÜMÜZ FERİDELERİNİN BİRİNDEN ÖRNEK VERMEK İSTİYORUM. HAYATIN BÜTÜN ZORLUKLARIYLA GENÇ YAŞINDA TANIŞAN TAM OKULUNU BİTİRECEĞİ SIRADA BÜYÜK BİR KAYIP VEREN AMA YİNEDE SABIR EDEREK OKULUNU BİTİRİP DOKTOR OLAN BİR TANIDIĞIMIZ BİR SÜRE ÖNCE VAN'DA GÖREVE BAŞLADI. NORMALDE ORADA ÇOK İYİ KARŞILANMASI GEREKİRDİ. ÇÜNKÜ BENİM BİLDİĞİM TÜRK MİLLETİ ÇOK MİSAFİRPERVERDİR. AMA BEKLEDİĞİMİZ GİBİ OLMADI BİZİM FERİDE ORADA İŞİNİ YAPARKEN DESTEK GÖRMESİ GEREKİRKEN HEM YAŞININ KÜÇÜK OLMASI HEM DE BAYAN OLMASINDAN DOLAYI ÇOK BASKI GÖRDÜ. ŞİMDİ SİZE BİRŞEY DİYECEĞİM GÜNÜMÜZDE BİRÇOK KİŞİ OKULUNU BİTİRİR BİTİRMEZ TAŞRAYA GİTMEMEK İÇİN UĞRAŞIR ÇALIŞIR ÇABALAR. EĞER İSTEDİĞİ OLMAZ İSE ÇALIŞMAZ. AMA BİZİM FERİDE HARİTANIN EN SAĞINDA EN DOĞUSUNDA OLMASINA RAĞMEN VAN'IN TAŞRA KÖYÜNE GİTMEYE RAZI OLDU SIRF ORADA Kİ İNSANLARDA KAMU HİZMETİNDEN MAHRUM KALMASIN DİYE AMA N'EYLERSİN ATALAR İYİLİK ET İYİLİK BUL DEMİŞLER AMA GÜNÜMÜZDE NERDE. YAŞIM KÜÇÜK OLMASINA RAĞMEN BÜYÜKLERİMİN ANLATTIKLARINI DİNLEDİĞİM ZAMAN SANKİ BAŞKA BİR ÜLKE ZANNEDİYORUM. ESKİDEN İNSANLAR DAHA İYİYMİŞ ONURLU GURULU VE NAMUSLUYMUŞ. ZORDA KALANA YARDIM EDERMİŞ. EĞER BİRİ BİRİNE İYİLİK YAPARSA KARŞILIKSIZ KALMAZMIŞ AMA ŞİMDİ NE OLUYOR BİRİ İYİLİK OLSUN DİYE AİLESİNDEN AYRILIP TEK BAŞINA TAŞRAYA GİDİYOR ORADA BİRİLERİNE YARDIM ETMEK İSTİYOR(ESKİDEN OLDUĞU GİBİ) AMA UMDUĞUNU BULAMIYOR. NE MİSAFİRPERVERLİK VAR NE DE BİŞEY NEYSE BUNLARDAN GEÇTİM DESTEK OLMAZ İSEN OLMA YARDIM ETMEYECEKSEN ETME AMA PEKİ NEDEN ZARAR VERMEK İSTİYORSUN? NEDEN GÖREVİNİ YAPMASINI ENGELLİYORSUN? O SENİN YAŞAMAN İÇİN ORADA O SENİN SAĞLIĞIN CANIN İÇİN ORADA. O OLMAZSA SEN NE YAPACAKSIN. SENİ BOŞVER ÇOCUĞUN NE YAPACAK SAĞLIKSIZ EĞİTİMSİZ BİR ÇOCUK OLACAK ONAN SONRA NE OLACAK? NE OLACAĞIMI VAR O ÇOCUK YA SOKAK ÇOCUĞU OLACAK YA DA TERÖRİST ÇÜNKÜ SEN ONA EBEVEYNLİK YAPMADIN Kİ ONDAN NE BEKLEYEBİLİRSİN? TÜRK KÜLTÜRÜ DÜNYA ÜZERİNDE TANINMIŞ BİR KÜLTÜRDÜR. SIRF MİLLİ BENLİĞİMİZİ KAYBETMEMİZ İÇİN ÇOCU DIŞ VE İÇ GÜÇ ÇABALIYOR SIRF BİZİ PARÇALAMAK İÇİN. VE SANIRSAM EKTİKLERİ TOKUM GİTTİKÇE BÜYÜYOR. O EKTİKLERİ ÇİÇEK DEĞİL KAN. NE OLUR ESKİSİ GİBİ OLALIM(KÜLTÜR KONUSUNDA) YİNE BİRBİRİMİZE BAĞLI OLALIM ÖĞRETMENİMİZE, DOKTORUMUZA, ASKERİMİZE VE POLİSİMİZE SAHİP ÇIKALIM ÇÜNKÜ ONLAR BİZİM İÇİN VAR. ÖZELLİKLE ÇALIKUŞLARINA SAHİP ÇIKALIM ONLAR ORADALARA SİZİN İÇİN GELİYORLAR ONLARA SAHİP ÇIKMALIYIZ. YOZLAŞMAYA YÜZ TUTMUŞ YERLER BU FERDİDELER SAYESİNDE YENİDEN KAZANILABİLİR TABİİ Kİ SİZ İSTERSENİZ.

    BAŞIMIZ SAĞOLSUN

    14/2/2009 ·

    Dün acı bir haber ile sarsıldık Türk Dünyasının büyük yazarlarından Baxtiyar Vehabzade aramızdan ayrıldı.
    Şair 5 kez milletvekilliği yaparak halkının sorunlarını her zaman dile getirmişti. Büyük bir edebiyat insanıydı.
    Hepimizin başı sağolsun...
    Sizlerle bu büyük şahsiyetin dünya, hayat ve ölüm üzerine yazdığı şiirini paylaşmak istiyorum.
    Baxtiyar Vehabzade'nin ağzından dünya...


    Həyat,  sən nə şirinsən

     

    Senden doymaq olarmı,heyat, sen ne şirinsen!

    Ancaq hamının deyil, 
    Sen heyatın qedrini

    Yalnız bilenlerinsen !......

    Özünü bu dünyada heç kes qonaq sanmamış

    Ancaq ömrün özü de beraber paylanmamış.

    Ömür paylanan zaman görün kime ne düşdü,

    Üç yüz il boz qarğaya,on il şahine düşdü.

    Heyat, sen ne şirinsen,kim senden doydu getdi?

    Gedenler bu dünyada qelbini qoydu getdi.

    Dünen qoca bir qarı

    Dilinde ahü-zarı

    “Bu dünyanın elinden gelmişem zara” – dedi.

    “Ölmürem ki, bir defe canım qurtara” – dedi.

    Ürekdenmi söyledi o, bu sözü, göresen ?

    Xeyr, inanmıram men !

    O yana-yana dedi:

    Dili söyledise de,

    Üreyinde o derhal:

    “Lenet şeytana !” – dedi.

    Heyat sevincin qeder ezabın da şirindir,

    Seni menalandıran o keşmekeşlerindir.

    İki yüz il yaşadı lezzet içinde Loğman

    Yene möhlet istedi ölürken Allahından.

    Yatırdı göy çemende, çatdı ona ezrail.

    Söyledi: - İki yüz il

    Ömür sene bes deyil?

    Men canını almağa gelmişem,ne sözün var?

    Loğman dedi: - Sözüm yox,aldığını gel apar.

    Ancaq mene macal ver birce anlıq ecelden,

    Gəl canımı burda yox,o çemenlikde al sen.

    Ezrail razılaşdı.....

    Ayağa qalxdı Loğman

    Yeridi,

    Daş asıldı ancaq ayaqlarından,

    Asta-asta yeriyib çatdı dediyi yere.

    Loğman baxdı göylere,Loğman baxdı yerlere

    Bu son baxışı ile üstünde iki yüz il

    Yaşadığı cahanla vidalaşdı ele bil...

    Özü vidalaşdısa,gözü qaldı cahanda

    O düşündü bu anda :

     “ Ne görmüşem dünyada bu dünyaya gelenden?

    Ah... ele bilirem ki,dünen doğulmuşam men.

    Ömrümü verdim bada,

    Ne görmüşem dünyada.”

    Loğmanın gözü bu an bir güle deydi, durdu.

    Üreyi quş kimi güle doğru uçurdu.

    “ Ah... Onu kim üzecek,birce bileydim, -  dedi

    O gülü de iyleyib sonra öleydim”, - dedi.

    Ancaq,ancaq ne fayda.... Yetişmiş artık ecel,

    Loğman dedi: - Hazıram, al canımı indi gel.

    Ezrail dedi: - Ancaq agah eyle meni sen,

    Ölüm üçün ne ferqi bu çemen, ya o çemen?

    Neçin meni qoymadın orda alım canını?

    Loğman dedi: - Heyatın şirin olur her anı.

    Ordan bura gelince bir az ömür qazandım,

    Onu da bu dünyadan özüme fayda sandım.

    Qoca öldü.....

    Dediler: - Yaranan bir gün öler.

    Neveleri çemenden hemin gülü üzdüler,

    Loğmanın qebri üste qoydular.

    Titredi gül,

    Gülün etriyle doldu bütün çayır,bütün çöl.

    O, etriyle saxladı yolçuları yolundan,

    Torpağın altındasa bunu duymadı Loğman.

    Heyat, sen ne şirinsen,kim senden doydu getdi ?

    Gedenler öz qelbini dünyada qoydu getdi.

    Senden doymaq olarmı,çoxun, azında şirin!

    Cürbecür yazılar var ömrün varaqlarında ...

    Heyatımın qayğısız,ferehli çağlarında qedrini bilmemişem .

    Hele ne var ki  “ömrüm qabaqdadır” – demişem

    Otuzdan adlayınca,günde otuz min kere

    Başımı yelledirem heder keçen illere.

    Senden doymaq olarmı, heyat, sen ne şirinsen!

    Ancaq hamının deyil,

    Sen heyatın qedrini

    Yalnız  bilenlerinsen !


    Baxtiyar Vehabzade

    WANTED

    5/2/2009 ·

                          


    Tür : Aksiyon
    Gösterim Tarihi : 27 Haziran 2008
    Yönetmen : Timur Bekmambetov
    Senaryo : Michael Brandt , Derek Haas
    Görüntü Yönetmeni : Mitchell Amundsen
    Müzik : Danny Elfman
    Yapım : 2008, ABD
    Oyuncular:James McAvoy (Wesley) , Morgan Freeman (Sloan) , Angelina Jolie (Fox)

    Rus yönetmen Bekmambetov’un son projesi Wanted’ta, McAvoy babasının kiralık katil olduğunu öğrenen ve onun izinden gitmeye karar veren heyecanlı bir genç olan Wes’i, Jolie ve Freeman ise oğlana mesleğin inceliklerini öğretecek olan Fox ve Sloan adlı deneyimli katilleri canlandırıyor.

    Hayatında oldukça başarısız olan ve bu döngüyü kırmak isteyen Wes, Fox’u tanıdığı günden itibaren bakış açısını değiştirerek benliğinin içinde sinsi sinsi dolaşan kızgın ve öfkeli kurdu serbest bırakır. Eğitimli bir suikastçı olmaksa elbette kolay değildir.

    Mark Millar’ın grafik romanından uyarlanan filmin, romandan oldukça farklı olduğu söyleniyor. Wanted’ın bir özelliği de, büyük ilgi toplayan Red One digital kameranın kullanıldığı ilk film olması.

    Aksiyon sevenler için kaçırılmaz bir film. Angelina Jolie'nin güzelliği ve süper oyunculuğuda filme ayrı bir tat katıyor. Film'in son sahnelerinde Angelina'nın süper bir hareketi var film sırf bu yüzden bile izlenilebilir. Hiç sıkılmadan izleyeceğiniz süper bir film. Filmi 3-4 kere izlememe rağmen her izlediğimde değişik sahneler yakalıyorum. Filmi herkese tavsiye ediyorum.

    NOT:Tamamen alıntıdır.

    Türkçe Off

    26/1/2009 ·


    Son günlerde can sıkıntısından bir iki kitap okuyayım dedim. Kitaplığıma baktım birkaç kitabı okumaya başladım ama kitaplar bir türlü hoşuma gitmedi sonra en üst rafta arka sırada bir kitap gördüm "Türkçe Off" ismi çok ilgimi çekti ve başladım okumaya. Kitabın her sayfasında yeni şeyler öğrendim anlatım bozuklukları yazım yanlışları ve daha bir sürü şey bu kitap bana dilimin kıymetini anlattı günlük hayattaki konuşmalarıma daha çok dikkat etmeme neden oldu. Kitabı yanılmıyorsam üç gün içerisinde fırsat buldukça okudum. Ve çok hoşuma gitti. Kitap bitmişti artık ne yapıcaktım? Bir daha mı okusam acaba? Ama o da olmazdı çünkü kitabı dil ve anlatım öğretmenime vermiştim. Tek çare olarak Feyza Hepçilingirler'in acaba böyle bir kitabı daha var mı? diye araştırırken Dedim: Ahh isimli kitabını buldum bu kitap Türkçe Off un devamı niteliğinde şu anda bu kitabı okuyorum. Öğrendiğim kadarıylada bu serinin üçüncüsüde varmış. Bunu bitirir bitirmez onu alıp hemen okumaya başlayacağım. Hazır şubat tatilindeki bu bir haftalık süreyi iyi değerlendirmem gerekiyor sonuçta ikinci dönem başlayacak ve öss'den vakit kalmayacak en iyisi zamanımı iyi kullanayım ve şu iki kitabı kısa sürede bitereyim. Arkadaşlar bu 3 kitaplık seriyi size şiddetle tavsiye ediyorum.

    Bu arada kitapçıya gittiğiniz zaman bir kitap daha almanızı öneriyorum. İsmi: Küçük Prens bu kitabı size anlatmayacağım sadece okumanızı istiyorum. Bu kitabı büyük ihtimalle küçükken okumuşsunuzdur. İnce ve ucuz bir kitap 1-2 lira falan. Bu kitabı bana bir öğretmenim tavsiye etmişti. Ve demişti ki: Bu kitabı oku küçükken bu kitaptan ne anlamışsın, şimdi ne anlayacaksın. Sizde bu kitabı okuyun ve kitabın size verdiği dersi anlayın, eminim sizin yaşam tarzınızı ve değer verdiğiniz şeylerin sizin için ne kadar önemli olduğunu anlayacaksınız. Eğer birine emek verirsen aranda bir bağ oluşur. Sen onu seversin o seni sevmesede senin sevgin senin emeğin zaten ikinize de yeter. Sabır ve emek onunla senin aranda kopmayacak bir bağ kurar.


    Mehmet Yasar Kocak'ın Profili | Profil Kartını Oluştur
    Mehmet Yasar Kocak'ın Facebook profili

    « Önceki ::